ULUSLARARASI SAĞLIK TURİZMİ-RİSKLER

         Ülkemizin coğrafi konumu, son teknolojiye haiz sağlık tesisleri, başarılı sağlık personeli, hızlı  ve sonuç odaklı sağlık hizmet sunumu, tanıtım faaliyetleri, uluslararası sağlık turizmi alanında adının duyurulmasına sebep olmuştur. Son beş yıl içinde  sağlık turisti sayısındaki artış oldukça önemli düzeydedir.

         Sağlık hukukunda dağınık mevzuat,yabancılık unsuru, turistin sağlığı kapsamındaki hizmetlerin ilke ve esaslarının belirgin olmayışı, aracı kurum  ve sağlık tesisi arasındaki hizmet sunumu, sözleşme şartları  pek çok risk ve hukuki risk barındırmakta idi.   Bu kapsamda yapılan çalışmalar sonucunda Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik 13.07.2017 tarihinde  yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik bakın neler getiriyor :

  • Yurtdışından sağlık hizmeti almak amacıyla ülkemize gelenler ile turist olarak ülkemizde bulunduğu sırada sağlık hizmeti ihtiyacı ortaya çıkan kişiler ve bu kişilere sağlık hizmeti sunan kamu, üniversite özel sağlık kurumu ve kuruluşları ile aracı kuruluşları yönetmelik kapsamında hizmet sunmak zorundadır.
  • Adli vaka kapsamında kolluk kuvvetlerince getirilerek acil sağlık hizmeti alan yabancılar bu yönetmelik kapsamında değildir.
  • Acil sağlık hizmetleri ve acil hasta nakilleri ücret karşılığında sunuluyor. Hasta Türk soylu ise acil sağlık hizmeti ücretsiz sunuluyor.
  • Trafik kazasında sağlık hizmeti bedeli, uyruğuna ve sosyal güvencesi olup olmadığında bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanıyor.
  • Bakanlıkça yetki belgesi alan Sağlık Kurumları ve Aracı Kurumlar uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyette bulunuyor. Mevcut kurumlar bir yıl içinde standartlara uygunluk sağlayarak yetki belgesi almak zorundalar.
  • SATURK’ün görüşü alınarak Bakanlıkça sağlık turizmi fiyat tarifesi belirleniyor. Sağlık kurumları bu tarifeye göre fiyatlandırma yapmak zorunda.
  • Uluslararası sağlık turistinin yatışından taburcu edilinceye kadar sağlık tesisinde alacağı sağlık hizmetinin yanında ihtiyaç duyacağı diğer hizmetleri sunmak da uluslararası sağlık turizmi sağlık tesisinin sorumluluğundadır. Bu hizmetlerin sunumu için, uluslararası sağlık turizmi aracı kuruluşu ile sözleşme yapabileceği gibi diğer kurum ve kuruluşlarla da sözleşme yapabilir.
  • Uluslararası sağlık turizmi tesisinde, uluslararası sağlık turizmi birimi kurulmak zorunda . Bu birimde  bir sorumlu ve en az iki personel bulunmalıdır. İngilizce yabancı dil seviyesi sınavla belgelenmeli ve asgari sınırda olmalıdır.

        Yönetmelikte uluslararası sağlık turizmi hizmet sunumu şart ve esasları hakkında önemli düzenlemeler getirilmiştir. Ancak içinde pek çok hukuki riski barındırmaya devam etmektedir. Sağlık turisti ile aracı kurumlar, aracı kurumlar ile sağlık kurumları arasındaki sözleşmeler, sürecin yönetimi ve denetimi konusunda sağlık sektör bilgisine sahip uzman hukukçuları görüşü ve denetimi  önemlidir. Yönetmelik bunlara  çözüm getirmemiştir.

        Sektörde yönetici olarak bulunduğum yıllarda edindiğim tecrübeyle sağlık turizmi alanında  sektör temsilcilerinin hukuka ve etiğe uygun  hizmet sunumlarını sağlamaları şarttır. Sektörün birlikte  hareket etmesi önemlidir.Sağlık gibi  özellikli bir alanda konusunda uzman olmayan kişilerce hizmet sunumu yapılması engellenmelidir.

Saygılarımızla

Av.Pınar AKSOY GÜLASLAN

Sağlık Hukukunda ve Özel Sağlık Sektöründe Arabuluculuk

 

         Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden biri olan arabuluculuk, uluslararası litarütürde “mediation” olarak ifade edilmektedir.  Türk hukukunda, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ‘nun (RG. 22.06.2012-28331) yürürlüğe girmesi ile uygulanabilir hale gelmiştir.  Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinde (RG. 26.01.2013-28540) uygulama usul ve esaslarına yer verilmiştir.

          Arabuluculuk, sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak tanımlanmıştır. (6325 sy. Kn.md.2) Arabuluculuk yargısal bir faaliyet değildir. Arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır.

         Arabuluculuk ile yargısal çözüm yöntemlerini karşılaştırdığımızda uyuşmazlığın arabuluculuk ile çözümünde pek çok fayda bulunmaktadır:

  • Yargısal çözüme göre daha kısa süre içinde uyuşmazlık çözümlenir.
  • Maliyeti daha azdır.
  • Arabuluculuk aşamaları gizli olarak gerçekleştirilir.
  • Yargısal çözümde karar verme yetkisi üçüncü bir kişinin elinde iken, anlaşmanın çözümü tarafların elindedir.
  • Arabuluculuk görüşmeleri tarafların belirleyebileceği usulde ilerlerken yargısal çözümde usul, kanunlarla belirlenmiştir.
  • Yargısal çözümde bir taraf kaybederken, arabuluculukta her iki tarafın ortak menfaatine uygun bir anlaşma sağlanır. Kazan-kazan prensibi geçerlidir.

         Taraflar arabuluculuk faaliyeti sonunda bir anlaşmaya varırlarsa, bu anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesini talep edebilirler. Dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuşsa, anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, asıl uyuşmazlık hakkındaki görev ve yetki kurallarına göre belirlenecek olan mahkemeden talep edilebilir. Davanın görülmesi sırasında arabuluculuğa başvurulması durumunda ise anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir. Bu şerhi içeren anlaşma, ilam niteliğinde belge sayılır.( 6325 sy. Kn md.18)

         Sağlık sektörü  çoklu faaliyetleri sebebiyle pek çok  hukuki ilişkiyi içinde barındırmaktadır. Medikal mal alımları, tıbbi hizmet satın alımları, işçi-işveren ilişkileri, hasta- hekim ilişkileri  bunlardan sadece birkaçıdır.Bu karmaşık ilişkiler ile faaliyet gösteren bir özel hastane pek çok hukuki sorun ile karşı karşıya gelmektedir. Özel sağlık sektörü temsilcileri ile yaptığımız görüşmelerde en fazla  hukuki sorun yaşanan alanlar aşağıdaki şekilde sıralanmıştır:

  • İş-İşveren ilişkisinden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklar,
  • Tıbbi kötü uygulama iddiası ile açılan tazminat davaları ,
  • Sosyal Güvenlik Kurumu’nun, sağlık hizmet faturalarının örnekleme yöntemi ile incelemesi sonucunda doğan kesintiler, tıbbi hizmet satın alma sözleşmesine aykırılık nedeniyle uygulanan cezai şartlar ‘dan doğan ihtilaflar

         Bu hukuki ihtilafların çözümü için  genelde devlet yargısına başvurulmaktadır. İş mahkemeleri hariç, diğer alanlarda ihtisas mahkemeleri bulunmamaktadır.  Karar verme yetkisi,  sağlık hukukun özellikli alanları konusunda teknik bilgiye sahip olmayan üçüncü kişinin elindedir. Bu sebeple de neredeyse teknik rapor alınmadan hiç bir dava sonuçlanmamaktadır.   Netice de her davada bir kaybeden taraf bulunmaktadır. Oysa bu  hukuki ihtilaflar arabuluculuk yöntemi  daha kısa  sürede daha az maliyetle ve konusunun uzmanı olan taraflarca  ve arabulucu ile çözümlenebilir. Sosyal Güvenlik Kurumun taraf olduğu hukuki sorunların çözümünde arabuluculuk yöntemi mevzuat değişiklikleri ile desteklenmelidir.

          Sağlık sektörünün  işletme maliyetlerinin yüksek olduğu nazara alındığında bu ihtilafların kısa süre içinde daha az maliyetle,daha pratik ve daha hızlı çözümlenmesi sektör açısından çok faydalı olacaktır.

 

14 Mart Tıp Bayramı’nı Neden Kutluyoruz

Kutlamak sözcüğü, önemli bir olayın gerçekleşmesinin yıldönümü nedeniyle tören yapmak anlamında kullanılır. Ülkemizde her yıl 14 Mart, Tıp Bayramı olarak kutlanır. Acaba her yıl 14 Martta hangi önemli olayı kutluyoruz?  Dünyada değişik ülkelerde farklı tarihlerde tıp bayramı kutlanmaktadır.

Önceleri bir zanaat olan tıp, zaman içinde bilime dönüşmüştür. Ülkemizde tıbbın gelişiminde başlangıçta İslam kültür ve medeniyeti belirleyici olmuştur. Türklerin Anadolu’ya gelişi ile ilk Darüşşifalar (hastaneler) kurulmuştur. Şifahaneler hem hasta tedavi eden hem de tıp eğitimi veren, genç hekim adaylarının usta-çırak ilişkisi içinde eğitildiği, bunun yanında medrese eğitimi aldığı kurumlar olmuştur. Osmanlılar döneminde de bu gelenek devam etmiştir. 15 ve 16. Yüzyıllara gelindiğinde Osmanlı’da tıp çağına göre iyi bir düzeydedir. Bu arada Avrupa’da Rönesans tıp alanında da birçok buluş ve ilerlemeyi getirmiştir. Duraklama dönemi Osmanlı İmparatorluğunda yeniliklere de direnme dönemidir. Batıdakinin aksine matbaa, yayın ve eğitim dâhil her tür entelektüel faaliyette geri kalınan bu dönemde tıp alanında da bir gerileme gözlenir. 19. yüzyıla gelindiğinde ise şifahanelerin ve tıp medreselerinin o eski parlak dönemlerini kaybettiğini, hatta bazılarının kapandığı görülür.  Neticede eğitimin aksaması nedeniyle de yeterli sayıda hekim yetiştirilemez.

Bununla birlikte, çağdaş bir tıp eğitimi verilmesi çabası gösterenler de vardır. Örneğin gene tıp medreselerinden yetişmiş  Şanizade Mehmet Ataullah, Mustafa Behçet Efendi  gibi hekimler bir yanda tıp hizmeti vererek çevrelerine yararlı olmaya çalışıyorlar, aynı zamanda da “ tıbbı cedid “ denilen yeni tıbbın, tıp eğitimine artık girmesi gerektiğini savunuyorlardı. Nitekim III. Selim zamanında 21 yaşında ilk hekimbaşılığını yapan Mustafa Behçet Efendi, yeni tıp eğitimi veren bir Tıphane kurulması için ilk çalışmalar yapmıştır. Ancak Sultan II. Mahmut döneminde Yeniçeri Ocağı’nın ortadan kaldırılmasından sonra, Asakir-i Mansure-i Muhammediye adıyla modernleştirilmeye çalışılan ordunun hekim ve cerrah ihtiyacını karşılamak amacıyla Mustafa Behçet Efendi üçüncü kez hekimbaşılığına getirilmiştir ve bu çalışmaların neticesi olarak Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağında Tıbhâne-i Âmire kurulmuştur.  Rıza Tahsin’in Mir’at-ı Mekteb-i Tıbbiye adlı eserine göre Tıbhâne, 14 Mart 1827 (15 Şaban 1242) tarihinde açılmıştır.

Tıp Bayramı ilk kez ülkemiz işgal altındayken 14 Mart 1919’da kutlanmıştır. Beyazıt’taki Üniversite (Darülfünun) binasının konferans salonunda yapılan bu kutlamada;  öğrenciler, dönemin ünlü hocaları ile birlikte İngiliz işgal ordusu başhekimi de hazır bulunmuştur. 1935 yılına gelindiğinde İstanbul Üniversitesi Tıp Talebe Birliği’nce 14 Mart’ın Tıp Bayramı olarak kutlanması kararlaştırmıştır.

Ülkemizde 14  Martta yapılan kutlama, modern anlamda tıp eğitiminin ve  tıp fakültelerinin başlangıcı sayılan  Tıbhâne-i Amire’nin yani, Tıp Mektebi’nin, 14 Mart 1827 tarihinde  açılmış olmasıdır.

Aydınlık,  güzel günlerde kutlanması özlem ve dileğiyle değerli hekimlerimizin 14 Mart Tıp Bayramını kutluyoruz.

Av. Berna Özpınar Gümrükçüoğlu

Sağlık Hukuk Avukatlık Bürosu

MERHABA

Merhaba,

İnsanlık adına kurduğumuz bu işbirliğimizde, müvekkillerimizin haklarına, özel hayatlarının gizliliğine mutlak önem vereceğimize,saygı göstereceğimize,ırk,dil,din,cinsiyet  gibi hiç bir ayrım gözetmeksizin  eşit davranacağımıza,etik ve kanun dışı hiç bir çıkarın mesleğimizin ve vicdanımızın önüne geçmesine izin vermeyeceğimize,hukukun üstünlüğü , insan onuru ve insan haklarının korunması çabamızı kararlılık ve onurla sürdüreceğimize bu merhaba ile söz veriyoruz…

MERHABA

SAĞLIK HUKUK AVUKATLIK BÜROSU